<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kalemlik.net</title>
	<atom:link href="http://www.kalemlik.net/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kalemlik.net</link>
	<description>MuRaT doğan&#039;ın renkli kalemler seçkisi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Aug 2010 14:30:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Sürgünün Son Şiiri</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=109</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=109#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 14:22:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat ORHAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[beni bekliyor şimdi annemin sımsıcak çayı yanında tandır ekmeği zeytini otlu peyniri beni bekliyor şimdi şehrimin güzel sokakları sessizliği akşamları beni bekliyor dostlarımla oynadığım okey takımları beni bekliyor şimdi kaçakçılar çarşısı köyümün serin suları bayırları dağları ovaları daha kış bitmemiş benimle gelecekmiş baharı beni bekliyor şimdi uyumaya hasret kaldığım yatağım defterim kitaplarım masam sandalyem beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>beni bekliyor şimdi</p>
<p>annemin sımsıcak çayı</p>
<p>yanında tandır ekmeği</p>
<p>zeytini otlu peyniri<span id="more-109"></span></p>
<p>beni bekliyor şimdi</p>
<p>şehrimin güzel sokakları</p>
<p>sessizliği akşamları</p>
<p>beni bekliyor dostlarımla</p>
<p>oynadığım okey takımları</p>
<p>beni bekliyor şimdi</p>
<p>kaçakçılar çarşısı</p>
<p>köyümün serin suları</p>
<p>bayırları dağları ovaları</p>
<p>daha kış bitmemiş</p>
<p>benimle gelecekmiş baharı</p>
<p>beni bekliyor şimdi</p>
<p>uyumaya hasret kaldığım yatağım</p>
<p>defterim kitaplarım</p>
<p>masam sandalyem</p>
<p>beni bekliyor</p>
<p>yapayalnız uykular</p>
<p>mavi bir gökyüzü</p>
<p>sabahlar akşamlar</p>
<p>ve bembeyaz bulutlar</p>
<p>beni bekliyor ucu ince bir kalem</p>
<p>kitap ve boş sayfalar</p>
<p>bağıran bir yürekte</p>
<p>kalan umutlar</p>
<p>bir kız köşe başında</p>
<p>içinde büyüttüğü sevda</p>
<p>ve derin bir hasret</p>
<p>ve bazen gözyaşı</p>
<p>ve bazen uçurumlarla</p>
<p>beni bekliyor</p>
<p>suskun bir dünyanın ortasında</p>
<p>Murat ORHAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=109</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir hakikat yolcusu durağı: Nurs</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=105</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=105#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 20:53:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[şehir notları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[Yazın sıcağında orucun azizliğinde 22 Ağustos Pazar günü Nurs&#8217;a doğru yola çıkıyoruz üç kişi. ilk defa 2009 Haziranında görmüştüm; Çağın eşsizinin dünya geldiği menzili. Yine ilk gördüğüm gibiydi Nurs. Her tarafında çağlayan sular, her yanında Bediüzzaman&#8217;ın kokusu, her arkta serin ve selametli su. Nurs, dağlık yapısıyla bir karadeniz köyünü andırıyor. Barla&#8217;ya göre biraz daha dik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazın sıcağında orucun azizliğinde 22 Ağustos Pazar günü Nurs&#8217;a doğru yola çıkıyoruz üç kişi. ilk defa 2009 Haziranında görmüştüm; Çağın eşsizinin dünya geldiği menzili. Yine ilk gördüğüm gibiydi Nurs. Her tarafında çağlayan sular, her yanında Bediüzzaman&#8217;ın kokusu, her arkta serin ve selametli su.<br />
<span id="more-105"></span>Nurs, dağlık yapısıyla bir karadeniz köyünü andırıyor. Barla&#8217;ya göre biraz daha dik yamaca kurulmuş. Barla, meyve sebzelerindeki tatla, insanlarının sıcaklığıyla Nursa benziyor.<br />
Cenab-ı Hak Nurs&#8217;ta her tarafındaki su sesi ile insana mükemmel, fıtri bir dinleti sunuyor. Evet, su burdaki hakikatı kaykırıyor adeta, su azizliğindeki hakikati.<br />
Nursa iftardan yaklaşık kırk dakika önce varıp misafirhaneye yerleşiyoruz. Misafirhanenin önünde, daha doğrsu köprünün yanında, yabancı plaka araba gören herkes selam veriyor ve bizi adeta hoşamedi ile karşılyor. Bir taraftan iftar daveti alırken diğer taraftan 12 yaşındaki kardeşimiz Mehmet Raşit bize iftarlık bir şeyler getiriyor. Modern zamanlarda, şehir hayatında, pekte alışık olmadığımız bu durum üçümüzü de duygulandırıyor doğrusu. İftar davetine iştirak edip, Mehmet Raşit kardeşimizin getirdiği iftarlığı da sahurluk olarak değerlendiriyoruz.<br />
İftar sofrasında güler yüzler eşliğinde nimeti ilahiyi tadıyoruz hep beraber. Ev sahibiyle sanki daha önce tanışıyormuşuz hissi uyanıyor üçümüzde de aynı anda. Aslında tüm Nurslular için aynı duyguları hissediyoruz. Özellikle gördüğümüz küçük Nursluların her biri gözümüzde birer küçük Said.<br />
Teravih namazını yeni bitirilen Bediüzzaman Külliyesi&#8217;nde kılıyoruz. Köylü imece usuluyle bir fahri imam tutmuş hemen. Camiide de namaza gelen köylüyle de tanışıp hasbihal ediyoruz.<br />
Bediüzzaman Külliyesinin inşaatı yaklaşık altı yedi yıl sürmüş. Daha bu yıl yazın açılan külliye ufak bir iki eksiklik dışında tamamlanmış maşallah. Tabi yaklaşık yüzbin TL borçlanılarak. Külliyeyi bu aşamaya getiren başta Hikmet, Sabri ve İsmet Okur ağabeylerin girişimi ve tüm nur talebelerinin de yardımı ile inşallah bu kalan borçta ödenecek.<br />
Nursta kaldığımız dört-beş gün içinde Nurların müellifinin dünyaya teşrif ettiği menzilde Nurları mütalaa edip misafirhaneye gelen Nurslularla hasbihal ediyoruz. Dersanenin hemen yanında akan su sesi Risale-i Nurların mütalaasında derinliklere götürüyor, nurları mütalaa edenleri.<br />
Kaldığımız süre içerisinda Nurslular misafirperverlikleriyle bizi gerçekten utandırıyorlar. Cevizli ekmek, keçi yoğurdu, iftar daveti ve en önemlisi de hasbi dotluklarıyla&#8230;<br />
Nursta şimdilik bir tane misafirhane var. Nursluların aktardığına göre Nursa ziyaretler gittikçe ziyadelişiyor. Öğrendiğimize göre bu civarda bir dersane yeri daha alınmış ve yeni yer alma girişimleri de devam ediyormuş. İlgili cemaatlerin yapacağı bu tarz dersane ya da misafrhaneler Nursu ziyarete gidenlerin geziden öte sıcak bir okuma yapmaları için katkı yapacağını hatırlatmaya gerek yok sanırım.<br />
Önceki yıl geldiğimizde de meşhur nurs balını almıştık. Nurs, meşhur balının yanında ceviziyle de meşhur. Cevizler daha olmadığından geçen yıln cevizinden tattık biz de.<br />
Nurs&#8217;ta bize dostluklarını, misafirperverliklerini esirgemeyen tüm Nurslulara ve özellikle Abdülhamit Abiye, Süleyman OKUR&#8217;a ve onun biricik oğlu ,bize sürekli erzak taşıyan, Mehmet Raşit&#8217;e, İsmet OKUR&#8217;a, ismini anımsamadığım bütün Nurslulara kalbi dualar ve teşşekürler&#8230;<br />
Nurs&#8217;ta hissettiklerimi tam olarak yazamadım ama az da olsa Nurs&#8217;u ve o güzel insanlarını anlatabildiysem ne mutlu bana.<br />
Görüşmek üzere NURS.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=105</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖLÜ ÇOCUKLARIN GÖZLERİ</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=94</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=94#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 12:22:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat ORHAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Bundan sonra ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>kalemlik.net&#8217;in kuruluş aşamasında beraber yükü sırtladığımız Murat ORHAN arkadaşımız,  inşallah bundan böyle yazılarıyla yine bizimle birlikte olacak. İlk çalışmasını istifadenize sunuyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><span id="more-94"></span></p>
<p style="text-align: left; padding-left: 210px;"><span style="color: #3366ff;">ÖLÜ ÇOCUKLARIN GÖZLERİ</span></p>
<p style="text-align: left; padding-left: 210px;">Çocuk ölümleri gördüm ömrümde<br />
Saçları siyah tenleri koyu<br />
Ellerinde özgürlük çiçeklerini<br />
Ellerinde barışa adanmış ömürlerini<br />
Aldıklarını gördüm<br />
O incecik kollarını gördüm, kırık<br />
Gözlerini gördüm kanlı<br />
Onları gördüm, onları gördüler<br />
Sustum sustular….</p>
<p style="text-align: left; padding-left: 210px;">Çocuk ölümleri gördüm ömrümde<br />
Saçları ayrı sesleri ayrı<br />
Zulmün adı her yerde aynıydı:<br />
Çocuk ölümleri<br />
Ha Filistin olmuş ha Kızıltepe<br />
Ha Şırnak ha Felluce<br />
Zulmün adı her yerde aynı<br />
Hep aynı bakar çünkü<br />
Ölü çocukların gözleri</p>
<p style="text-align: left; padding-left: 210px;">29.06.2010 Marmaris</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=94</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>82 yıllık &#8220;Türkün Yeni Âmentüsü&#8221;</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=86</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=86#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 13:05:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[alıntı yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 1928, Ankara&#8217;da CHP&#8217;nin Hakimiyet-i Milliye Matbaasında Osmanlıca yazıyla 60 sayfalık bir kitap yayınlanır. İsmi: &#8220;Türkün Yeni Amentüsü&#8221; Mehmet Şevket Eygi, bugünktü yazısında o amentüyü hatırlattı. Mehmet Şevket Eygi&#8217;nin yazısından bir kesit aşağıda ilginize sunuyoruz. Yıl 1928, Ankara&#8217;da Osmanlıca yazıyla 60 sayfalık bir kitap yayınlanır. İsmi: &#8220;Türkün Yeni Amentüsü&#8221;. Yazarı: Safi adında biri. CHP&#8217;nin Hakimiyet-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/260620101050204212543_2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-87" title="260620101050204212543_2" src="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/260620101050204212543_2-150x150.jpg" alt="" width="90" height="90" /></a>Yıl 1928, Ankara&#8217;da CHP&#8217;nin Hakimiyet-i Milliye Matbaasında Osmanlıca yazıyla 60 sayfalık bir kitap yayınlanır. İsmi: &#8220;Türkün Yeni Amentüsü&#8221; Mehmet Şevket Eygi, bugünktü yazısında o amentüyü hatırlattı.</p>
<p>Mehmet Şevket Eygi&#8217;nin yazısından bir kesit aşağıda ilginize sunuyoruz.</p>
<p><span id="more-86"></span>Yıl 1928, Ankara&#8217;da Osmanlıca yazıyla 60 sayfalık bir kitap yayınlanır. İsmi: &#8220;Türkün Yeni Amentüsü&#8221;. Yazarı: Safi adında biri. CHP&#8217;nin Hakimiyet-i Milliye Matbaasında basılmış. Bu kitabın kapağında şu satırlar yer almaktadır:</p>
<p>&#8220;Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklalini yoktan var eden Mustafa Kemal&#8217;e, onun cengaver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahid analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim,</p>
<p>Eyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkiyi kazanacağına, hamaset dasitanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi&#8217;nin Allah&#8217;ın en sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulusi ile şehadet ederim&#8230;&#8221;</p>
<p>Aradan 82 yıl geçti, bu kafadaki insanlar hâlâ var. M.Kemal&#8217;i tanrılaştırıyorlar.</p>
<p>Bu adamların âmentüsüyle Müslümanların Âmentüsü bağdaşır mı?Elbette bağdaşmaz.</p>
<p>İstikbali yoktan var etmek&#8230;</p>
<p>Türkiye için âhiret günü olmamak&#8230;</p>
<p>Bunlar İslam inançlarına aykırı şeylerdir.</p>
<p>Atatürkü tanrılaştıranlar Atatürkçülük adında bir ideoloji, hattâ bir din üretmişlerdir.</p>
<p>Bu zihniyet İslam&#8217;ı ve Müslümanları Türkiye için en büyük tehdit ve tehlike olarak görüyor.</p>
<p>Türkün Yeni Âmentüsü kitabının yazarı Sâfi kimdir?Bu zat hakkında bilgim yok. Acaba Selanikli midir?</p>
<p>Türkiyeyi İslam ve Müslümanlar mı geriletti, yoksa Sâfi&#8217;ler mi?</p>
<p>Şintoist,Budist, Konfüçyanist Japonya çok ilerledi de, Türkiye niçin onun kadar ilerleyemedi, kalkınamadı?İslâm yüzünden mi, Sâfi&#8217;ler yüzünden mi?</p>
<p>timeturk.com<br />
(www.milligazete.com.tr)</p>
<blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=86</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>5. Sınıfı Bitir de Gel</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=27</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=27#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 10:34:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[Okul öncesi eğitimin neredeyse anne karnından çıkar çıkmaz  başlanmaya çalışıldığı ülkemizde, bu bağlamda pilot illerde uygulamalar yapılmakta çoçuğun okul öncesi eğitime başlaması için kılı kırk yarılmakta iken Kuran kurslarına başlamak için 5.sınıfı bitirme şartı aranıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-thumbnail wp-image-32" title="kuran_okuyan_f_l_st_nl__cocuk" src="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/kuran_okuyan_f_l_st_nl__cocuk-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Okul öncesi eğitimin neredeyse anne karnından çıkar çıkmaz başlanmaya çalışıldığı ülkemizde, bu bağlamda pilot illerde uygulamalar yapılmakta çoçuğun okul öncesi eğitime başlaması için kılı kırk yarılmakta iken Kuran kurslarına başlamak için 5.sınıfı bitirme şartı aranıyor.<br />
Okul öncesi eğitimin yararı yadsınamaz ama bir çocuğun Kuran harflerine aşinalık ve temel değerleri sosyal bir ortamda öğreneceği kurslardan yaş bahanesiyle alıkoymak tam bir mühendislik işi aslında.</p>
<blockquote><p><span id="more-27"></span>&#8220;İlmi küçüklüğünde öğrenmenin misali, taş üzerine yazılan nakış gibidir. İhtiyarlıında ilim öğrenmenin misali ise su üzerine yazı yazmak gibidir.&#8221; Hadisi Şerif  </p></blockquote>
<p>Bu yaş bahanesiyle Kur&#8217;an ile çocuk arasına bir mesafe konulmakta, çocuğun ilahi emirlere en muhtaç ve hazır bulunduğu dönem ıskalanmaktadır.</p>
<p> ilköğretim ikinci kademeye geldiğinde artık çocuk birinci kademede kabiliyetleri hangi yöne yönlendirilmişse o yönde bir gelişme sağlayacaktır. Zaten bu dönemde SBS adı altında bir çok sınav yapılmakta ve çocuk bu sınavları aşmak için oyun saatlerini feda etmekteyken Kur&#8217;an kurslarına yönlendirilmesi neredeyse imkansız hale gelmektedir.<br />
Sınavların bitmediği ülkemizde Kuran&#8217;ı öğrenme yaşı artık emeklilik dönemine kalmaktadır. Üstteki hadiste geçtiği gibi kalıcı izli davranışlar bırakması için Kur&#8217;an&#8217;ın çocuk yaşta verilmesi şart. Mü&#8217;min ebeveynlerin bu hadisi kulaklarını küpe etmese lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=27</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tek Kelimelik Sözlük</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=25</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=25#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 16:54:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali URAL]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[A.Ali URAL'ın son kitabı " Tek Kelimelik Sözlük" hakkında kendisiyle yapılan röportajda özelde adı geçen kitaba dair sözlerle beraber okumaya, yazmaya ve diğer kitaplarına dair açıklamalar yapıyor.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/getimageV3.jpg"><img class="size-medium wp-image-35 alignleft" title="getimageV3" src="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/getimageV3-182x300.jpg" alt="" width="65" height="108" /></a>A.Ali URAL&#8217;ın son kitabı &#8221; Tek Kelimelik Sözlük&#8221; hakkında kendisiyle yapılan röportajda özelde adı geçen kitaba dair sözlerle beraber okumaya, yazmaya ve diğer kitaplarına dair açıklamalar yapıyor.<br />
Dursun Kabaktepe&#8217;nin RöportajıYazar Ali Ural: &#8220;Bütün sözlükler tek kelimedir. &#8220;Yazar ve şair Ali Ural, &#8220;Bir kelime olmasaydı, hiçbir kelime olmayacaktı.Bir kelimeyi anlayabilsek, bütün kelimeleri anlayabilecektik.&#8221; diyerek çıktığı yolda insanlığın ihtiyacı olan &#8221; Tek Kelimelik Sözlük&#8221;ü yazdı. Denemesine, &#8220;Her şey vardı, hiçbir şeyin adı yoktu.</p>
<p><span id="more-25"></span></p>
<p> Kelimelerini arıyordu kâinat, sesini.&#8221; cümlesiyle başlayan Yazar Ural, bizi insanlık tarihinin başlangıcına götürerek Allah (c.c.)&#8217;nün ilk insan ve peygamberimiz olan Hz. Âdem&#8217;e kelimeleri nasıl öğrettiğini hatırlatıyor:&#8221;Kaplasın melekler semayı, beşeri emsin toprak, Âdem&#8217;den başka insan kalmasın. Ve isimleri öğretsin Allah ona: Hava, su, ateş, toprak ve ne varsa içlerinde. Mushaf çıkarılsın mahfazasından. Melekleri kıskandıran kelimeleriyle insan: Âdem&#8217;e isimlerin tümünü öğretti, sonra onları meleklere sunup: &#8220;Haydi, doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin.&#8217; dedi. Dediler ki: &#8220;Sen yücesin (ya Rab); bizim senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hâkimsin. (Her şeyin içyüzünü bilen, her şeyi yerli yerince yapansın). (Bakara, 31�2)&#8221;</p>
<p>Ali Ural, ad, adalet, aşk, cömertlik, gıybet, güzellik, hayal, imtihan, kibir, lanet, makam, para, sır, tövbe, uyku, yalan, zafer vb. gibi elli kelimeyi tek bir kelime ışında okuyucusuna anlatarak bizi düşünmeye davet ediyor: &#8220;Her şeyin adı var şimdi fakat hiçbir şey yok ortada. Olmadığımız kişi olduğumuzu söylüyor herkes.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz, o kelimeler miyiz?&#8221;</p>
<p>Biz de Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi Başkanı ve Zaman gazetesi köşe yazarı Ali Ural&#8217;la Şule Yayınları&#8217;ndan çıkan &#8220;Tek Kelimelik Sözlük&#8221; isimli deneme kitabını, neleri anlatmayı amaçladığını, Mevlana ile ilgili kitap düşüncesini ve yazar olmak isteyenlerin neler yapması gerektiğini konuştuk.</p>
<p>BÜTÜN SÖZLÜKLER TEK KELİMELİDİR</p>
<p>Neden Tek Kelimelik Sözlük? Bir bütün sayıların kalbidir. Biri anlayan bütün sayıları anlar. Bütün kapıları aynı anahtar açıyorsa binlerce anahtar suya düşmüştür. Bütün pencereler aynı göğe açılıyorsa binlerce pencere göğe çıkmıştır. Bütün kelimelerin yolu tek bir kelimeyle kesişiyorsa, bütün sözlükler tek kelimelidir.</p>
<p>Bu kitap nasıl okunmalı? Bu kitap okunmamalı, bu kitap düşünülmeli. Okuma, düşünmeyle yan yana yürümüyorsa okuma! Dingin zamanlarda okunmalı Tek Kelimelik Sözlük, uyumadan önce değil. Okumaktan amaç uyanmaktır, uyumak değil. Kurgu dikkatle takip edilmeli. Çağrışımlar dikkatle izlenmeli. Bir metnin şiir, hikâye ve deneme arasında nasıl bir saat sarkacı gibi gidip geldiği fark edilmeli. Bu kitabı okurken aynı sayfayı birden fazla okurken bulursanız kendinizi, işler yolunda demektir.</p>
<p>&#8220;Her şey vardı ve hiçbir şeyin adı yoktu.&#8221; diyerek başlayıp kelimelerini arayan kâinatı anlattınız. Sonunda da &#8220;her şeyin adı var şimdi fakat hiçbir şey yok ortada.&#8221;diyerek kaybettiğimiz değerleri sorguluyorsunuz. Bunu açıklar mısınız?<br />
Kelimeler bağıştır. Allah&#8217;ın Âdem&#8217;e bağışı. Kelimeler rütbesidir insanın, ilâhidir çünkü. Fakat insan her şeyin adını bilse de hiçbir şeyi çağıramıyor. Çağırılamayan her şey varla yok arasında. Eşyanın hakikati bilinmeden kullanılan her kelime rütbesini söküyor insanın. Yücelecekken alçalıyor. Güç kazanacakken acze düşüyor.</p>
<p>DERDİM; İNSAN RUHUNA NÜFUS ETMEK</p>
<p>A&#8217;dan Z&#8217;ye kadar, ad ile başlayıp, aşk, cömertlik, dua, gıybet, imtihan, korku, kibir, para, tevazu, tövbe, zafer vb. gibi kelimeleri anlatarak insanın içinde bulunduğu ruh hallerini tek bir kelimeyi esas alarak yazdınız. Bu ruh halleri nasıl anlaşılmalı?<br />
Her kelime bir mihenk taşı insan hallerimizi sınayan. O kelimeye gerçek anlamda muhatap olabilsek gerçek değerimiz de ortaya çıkacak. Tek Kelimelik Sözlük&#8217;ün bütün kelimeleri o bir kelimenin aşkına arınmaya çağırıyor bizi. Tövbenin ne kadar tövbe zaferin ne kadar zafer olduğu bu arınmadan sonra belli olacak.</p>
<p>Kelimelerin etimolojik anlamlarını anlatırken Kur&#8217;an&#8217;dan ayetler, hadisler, İslam kültüründen örnekler ve dünya edebiyatının önemli isimlerinden alıntılar yaparak kurgulamışsınız. Bu yazın üslubu ile neyi amaçladınız?<br />
Derdim şu kelimenin kökü şuradan geliyor, demek değil. Birinin ak dediğine diğeri kara dese de kök bilgileri etimoloji sözlüklerinde var zaten. Benim derdim çağrışımların yardımıyla insan ruhuna nüfuz etmeye çalışmak. Kelimelerin insani olanla temas ettiğinde insani, ilâhi olanla temas ettiğinde ilâhi olduğunu gördüğümde, suyun neden içine konulduğu kabın rengini aldığını daha iyi anladım. Yani kaynağı kadar kaynadığı yer de önemli kelimelerin. Edebiyatçılarla kelimelerin ilişkisi de ayrı bir macera. Tekmili birden Tek Kelimelik Sözlük&#8217;te.</p>
<p>KENDİMİ HESABA ÇEKMEYE ÇALIŞIYORUM</p>
<p>Denemelerinizde okurun önüne bir terazi koyup kendilerini tartma imkânı mı sunmak istediniz?<br />
Kimseyi tartmaya niyetim yok. Birkaç bozukluğa talip değilim. Ben kendimi hesaba çekmeye çalışıyorum. Yazdıklarımda kendini bulacak, sorgulayacak insanlar. Çünkü &#8220;ben&#8221; demek insan demektir. Montaigne de kendini yazdı. Fakat herkes kendini buldu o metinlerde. Terazinin iki kefesi var. Ağırlığı olmayan tartamaz. Deneme türünün sırrı budur.</p>
<p>Sözlük çalışması teknik bir çağrışıma sahip değil mi? Bir şairle yan yana düşünüldüğünde Ali Ural&#8217;ı böyle bir çalışmaya sevk eden ne oldu?<br />
Sözlük kadar şaire yakışan bir kitap yoktur. Zira sözlükler cephaneliğidir şairlerin. Başka insanlar raflarında bekletirken, şairler haşır neşirdir sözlüklerle. Onlar sözlüğü ihtiyaç halinde kullanmazlar, bizzat sözlüğe ihtiyaç duyarlar. Şimdi benim kitabımın adı sözlük olsa da sözlükten farklı bir işlevi var. Edebiyatın gücünü sözcüklerin diriltilmesi için seferber ediyor. Böylece borcunu ödemeye çalışıyor kelimelere. Her şairin kelimelere borcu vardır.</p>
<p>Bir senedir kelimelerin kökenleri ve farklı anlamlarıyla yoğun bir şekilde uğraşıyorsunuz. Kelimelere baktığınız bu bakış açısıyla hayata ve insanlara da bakmayı öğrendiniz mi? Tek kelimelik sözlük sizi nereye götürdü?<br />
Kelimeler beni Tek Kelimelik Sözlük&#8217;e götürmüştü. Tek Kelimelik Sözlük de beni tekrar kelimelere götürüyor. İkinci cilt için çalışmalara başladım. Yeni kelimelerle vakit geçiriyorum. Bakış açıma nasıl mı yansıyor. Gözlerimin rengini değiştirerek. Lens kullanmıyorum. Her şey gerçek. Kelimelerle beraber diriliyor her şey.</p>
<p>DENEME KİTAPLARIM GİZLİ ÖYKÜLER TAŞIR</p>
<p>Yangın Merdiveni isimli öykü kitabınızda düşünmekten, hayattan, sorumluluktan ve alışkanlıklarından kaçan isimsiz ve mekânsız insanları yazdınız. Sonrasında size ne oldu da öykü yazmaktan kaçtınız? Bunu anlatır mısınız?<br />
Öykü yazmadığımı kim söylemiş! Deneme kitaplarım gizli öyküler taşır içinde. Hem biliyorsunuz &#8220;Yangın Merdiveni&#8221; adlı hikâye kitabımın alt başlığı &#8220;Kaçış Hikayeleri&#8221;dir.</p>
<p>Son üç kitabınız gazete yazılarınızın derlemesi. Ali Ural bize kaçmayı veya başka bir eylemi yapmayı ne zaman yeniden öğretecek?<br />
Aslolan metnin nerede yayınlandığı değil ne olduğudur. Ahmet Haşim&#8217;in hayranlıkla okuduğumuz denemelerinin çoğu devrin gazetelerinde yayınlanmıştır ilkin. Ben günü kurtaran, gündemle alakalı yazılardan kaçıyorum özellikle. Bu kaçış gerçekleştiğine göre sırayı diğer kaçışlar alabilir.</p>
<p>AŞK&#8217;I ÖNYARGIYLA DEĞİL, SEVGİYLE OKUYACAĞIM</p>
<p>Mevlana ile ilgili bir roman yazacağınızı söyleyerek tarih vermiştiniz iki yıl önce? Kitabınız ne zaman çıkacak?<br />
Tanpınar&#8217;ın bir dizesiyle cevaplayım sorunuzu: ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında!</p>
<p>Kitabın kurgusu ve yazım üslubu hakkında biraz ipucu verebilir misiniz?<br />
Hayır veremem. İpin ucu iptir.</p>
<p>Mevlana ile ilgili yazılan kitaplarda sizce nelere dikkat edilmeli?<br />
Kendimize dikkat etsek yeter.</p>
<p>Elif Şafak&#8217;ın Aşk kitabı hakkında ne düşünüyorsunuz?<br />
Henüz okumaya fırsat bulamadım Aşk&#8217;ı. Rilke, sanat eserlerine ancak sevgi ile yaklaşılabilir,diyor. Önyargıyla değil, sevgiyle okuyacağım.</p>
<p>Mevlana&#8217;nın romanını yazabilmek için nasıl bir çalışma yaptınız?<br />
Herkesin okuduklarını ben de okuyorum. Bakalım benim aynama neler düşecek? Bir de roman yok ortada henüz. Bitmiş gibi konuşmamalı.</p>
<p>O zaman bu konuyu son bir soru ile kapatalım. Mevlana&#8217;nın eserlerini okuyanlar olaylara onun penceresinden bakabiliyor mu?<br />
Okumanın pek çok mucizesi içinde söylediğiniz yok. Size bir fıkra anlatayım. Akıl hastanesinde deliler duvardaki bir çivi yarasına sırayla gözlerini dayayıp bakıyorlarmış. Doktor da sıraya girip hastaların yaptığını yapmış. Ancak bir şey göremedim!? diye serzenişte bulunmayı da ihmal etmemiş. Ne deseler beğenirsiniz hastalar. Biz senelerdir bir şey göremiyoruz o delikten. Sen bir seferde göreceğini mi sandın!?</p>
<p>KİTAPLARIMI AYIRMAM YAKIŞIK ALMAZ</p>
<p>ustalık eserim&#8217; diyerek ayrı bir yere koyduğunuz kitabınız var mı?<br />
Kitaplar yazarın çocuklarıdır. İnsanın çocuklarını ayırt etmesi de övmesi de yakışık almaz. Fakat kitaplarınızdan sizi en çok seven hangisidir, diye yineleyebilirsiniz soruyu ve bende sorunuzu kitaplarıma yöneltirim.</p>
<p>Kitaplarınızda kullandığınız isimlerin çağrışımlarını birkaç cümlede kısaca anlatır mısınız?</p>
<p>Körün Parmak Uçları (Şiir)<br />
Soyutlama. Azın çoğu doğurtması. Etkileri azaltarak gücü artırma. Aşk. Bir körün parmak uçları kadar hassasına az rastlanır kalbin.</p>
<p>Posta Kutusundaki Mızıka (Deneme)<br />
Mızıkayla mektubun ortaklığına hayret etmeyin. İkisi de sade, içten ve etkili. Mızıkaya dudak, zarfa dil değiyor. Mektup can çekişiyordu, öldü. Mızıka sur. Çalınsa dirilecek mektup.</p>
<p>Yangın Merdiveni (Öykü)<br />
Yangının dışına değil yangının içine iniyor basamaklar. Kurtulmak isteyen kim!</p>
<p>Makyaj yapan ölüler (Deneme)<br />
Bir ölüyü aynanın karşısında dudaklarına ruj sürerken gördünüz mü? Ben gördüm.</p>
<p>Resimde görünmeyen (Deneme)<br />
Her fotoğrafa dikkatle bak, oradasın! Göremedin mi? O halde çık kareden ve koş aynaya! Yine mi göremedin! O vakit kır aynayı ve resimde Görünmeyen&#8217;i oku.</p>
<p>Kuduz Aşısı (Şiir)<br />
Köpek kaynıyor sokaklar. Kaynayan taşlar aç çocukları avutmuyor. Çünkü Ömer yok ortada.</p>
<p>Güneşimin Önünden Çekil (Deneme)<br />
Çekil fakat gölgeni bırakma! Joker hakkını Diyojen&#8217;den yardım alarak kullanabilirsin. Ancak fıçıdan çıkarman kolay değil onu.</p>
<p>Satranç oynayan Derviş (Deneme)<br />
Her taş kıymetlidir astapadada alırsa yerini.</p>
<p>YAZAR OLMAK MI İSTİYORSUNUZ, YAZIN</p>
<p>Aynı zamanda yazarlık dersleri veriyorsunuz. Genç yazar adaylarına ve kitap okumaktan hoşlananlara bu konular hakkında kısa bilgiler verir misiniz? Kitap nasıl okunmalı?<br />
Horatius, yazar olmak mı istiyorsunuz, yazın,diyor. okumak mı istiyorsunuz, okuyun,diyerek izinden gidebiliriz onun. Okurmuş gibi yapmaz gerçekten okursak, yazarmış gibi yapmaz gerçekten yazarız.</p>
<p>Kitap alırken nelere dikkat etmeliyiz?<br />
Telifse yazarı kim? Çeviriyse çevirmen kim? Kitap zamana direnebilmiş mi? Yayınevinin paradan başka bir ölçüsü var mı? Estetik ve kültürel irtifası nerede seyrediyor? Dili ve kurgusu nasıl?</p>
<p>Yazı yazarken nelere dikkat edilmeli?<br />
Trafik lambalarına.</p>
<p>Yazmaya nereden başlamalıyız?<br />
Okumaktan.</p>
<p>( www.moralhaber.net )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=25</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medarı Dikkat Bir hadise</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=18</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=18#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 12:50:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[güncele dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[İsrail'in menfur saldırısından sonra risaleden bir yer okuyalım dedik ders kardeşlerimizle. Mektubat malum, muhtelif meselelerden müteşekkil olunca ilk oraya başvurduk. Gerçi Bediüzzaman'ın zulme, küfre karşı duruşu her risalede çok bariz görünüyor ama biz yine de daha "bire bir" bir ifade ararken dönemin zalimlerine karşı duruşunu gösteren bir risaleyle dersimizi aldık.

Bugün de aynı bahsi darulhikme.org'da bir okuyucu notu başlığı altında Murat TÜRKER'e gönderilmiş aşağıdaki kısmı bir daha okuyup aynı etkiyi hissedince paylaşmak istedim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/bedi.jpg"><img class="size-medium wp-image-19 alignright" title="bedi" src="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/bedi-300x214.jpg" alt="" width="234" height="167" /></a></span>İsrail&#8217;in menfur saldırısından sonra risaleden bir yer okuyalım dedik derskardeşlerimizle. Mektubat malum, muhtelif meselelerden müteşekkil olunca ilk oraya başvurduk. Gerçi Bediüzzaman&#8217;ın zulme, küfre karşı duruşu her risalede çok bariz görünüyor ama biz yine de daha &#8220;bire bir&#8221; bir ifade ararken dönemin zalimlerine karşı duruşunu gösteren bir risaleyle dersimizi aldık<br />
Bugün de aynı bahsi darulhikme.org&#8217;da &#8220;okuyucu notu&#8221; başlığı altında Murat TÜRKER&#8217;e gönderilmiş aşağıdaki kısmı bir daha okuyup aynı etkiyi hissedince paylaşmak istedim.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/bedi.jpg"><span id="more-18"></span></a></span></p>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">“Çok dostlarla beraber, bana nezaret eden bir kumandan, mükerreren sual ettiler: &#8220;Neden vesika için müracaat etmiyorsun, istida vermiyorsun?&#8221; </span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Elcevap</span>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Beş altı sebep için müracaat etmiyorum ve edemiyorum</span>: </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Birinci</span></strong></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">si</span>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Ben ehl-i dünyanın dünyasına karışmadım ki, onların mahkûmu olayım, onlara müracaat edeyim. Ben kader-i İlâhînin mahkûmuyum ve ona karşı kusurum var; ona müracaat ediyorum</span>. </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">İkincisi</span>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Bu dünya çabuk tebeddül eder bir misafirhane olduğunu yakinen İmân edip bildim. Onun için, hakikî vatan değil, her yer birdir. Madem vatanımda bâki kalmayacağım; beyhude ona karşı çabalamak, oraya gitmek bir ş</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">eye yaramıyor. Madem her yer misafirhanedir; eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe dardır ve herkes düşmandır</span>.</span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Üçüncüsü</span></strong><strong>:</strong></span> <strong><span style="font-size: x-small;">Müracaat kanun dairesinde olur. Hâlbuki bu altı senedir bana karşı muamele keyfî ve fevkalkanundur. Menfiler kanunuyla bana mua</span></strong></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">mele edilmedi. Hukuk-u medeniyetten ve belki hukuk-u dünyeviyeden iskat edilmiş bir tarzda bana baktılar. Bu fevkalkanun muamele edenlere kanun namına müracaat mânâsız olur</span>.</strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Dördüncüsü</span></strong><strong>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Bu sene, buranın müdürü, benim namıma, Barla&#8217;nın bir mahallesi hükmünde olan Bedre karyesinde tebdil-i hava için birkaç gün kalmaya dair müracaat etti; müsaade etmediler. </span><strong><span style="font-size: x-small;">Böyle ehemmiyetsiz bir ihtiyacıma cevab-ı red verenlere nasıl müracaat edilir? Müracaat edilse, zillet</span></strong></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;"> içinde faydasız bir tezellül olur</span>. </strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Beşincisi</span></strong><strong>:</strong> <strong><span style="font-size: x-small;">Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dâvâ etmek ve onlara müracaat etmek bir haksızlıktır, hakka karşı bir hürmetsizliktir. Ben bu haksızlığı ve hakka karşı hürmetsizliği irtikâp etmek istemem vesselâm</span>.</strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Altıncı sebep</span></strong><strong>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Ban</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">a karşı ehl-i dünyanın verdiği sıkıntı, siyaset için değil. Çünkü onlar da bilirler ki siyasete karışmıyorum, siyasetten kaçıyorum. Belki, bilerek veya bilmeyerek, zındıka hesabına, benim dine merbutiyetimden beni tâzip ediyorlar. Öyleyse, <strong>onlara müracaat etmek, dinden pişmanlık göstermek ve meslek-i zındıkayı okşamak demektir.</strong>Hem</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"> ben onlara müracaat ve dehalet ettikçe; âdil olan kader-i İlâhî, beni onların zalim eliyle tâzip edecektir. Çünkü onlar diyanete merbutiyetim</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">den beni sıkıyorlar; kader ise, benim diyanette ve ihlâsta noksaniyetim var, ara sıra ehl-i dünyaya riyakârlıklarımdan için beni sıkıyor. Öyleys</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">e, şimdilik şu sıkıntıdan kurtuluşum yok. Eğer ehl-i dünyaya müracaat etsem, kader der: &#8220;Ey riyakâr, bu müracaatın </span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">cezasını çek.&#8221; Eğer müracaat etmezsem, ehl-i dünya der: &#8220;Bizi tanımıyorsun, sıkıntıda kal</span>.&#8221;</span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Yedinci sebep</span></strong><strong>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Malûmdur ki, bir memurun vazifesi, heyet-i içtimaiyeye muzır eşhâsa meydan vermemek ve nâfilere yardım etmektir. Halbuki, beni nezaret altına alan memur, kabir kapısına gelen, misafir bir ihtiyar adama, </span><span style="font-size: x-small;">لا إله إلا الله</span><span style="font-size: x-small;"> &#8216;taki, imanın lâtîf bir zevkini izah ettiğim vakit, bir </span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;">cürm-ü meşhut halinde beni yakalamak gibi, çok zaman yanıma gelmediği halde, o vakit güya bir kabahat işliyorum gibi yanıma geldi. İhlâsla dinleyen o biçareyi de mahrum bıraktı, beni de hiddete getirdi. Halbuki burada bazı adamlar vardı; o onlara ehemmiyet vermiyordu. Sonra, edepsizliklerde ve köydeki hayat-ı içtimaiyeye zehir verecek surette bulundukları vakit, onlara iltifat etmeye ve takdir etmeye başladı</span>. </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Hem malûmdur ki, zindanda yüz cinayeti bulunan bir adam, nezarete memur zabit olsun, nefer olsun, her zaman onlarla görüşebilir. Halbuki birkaç senedir, hem âmir, hem nezarete memur hükümet-i milliyece iki mühim zat, kaç defa odamın yanından geçtikleri halde, kat&#8217;â ve asla ne benimle gör</span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">üştüler ve ne de halimi sordular. Ben evvel zannettim ki, adâvetle</span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">rinden yanaşmıyorlar. Sonra tahakkuk etti ki, evhamlarından, güya ben onları yutacağım gibi kaçıyorlar! <strong>İşte şu adamlar gibi eczası ve memurları bulunan bir hükümeti hükümet diyerek merci tanıyıp müracaat etmek kâr-ı akıl değil, beyhude bir zillettir.”</strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">ila ahir.</span></div>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">“Çok dostlarla beraber, bana nezaret eden bir kumandan, mükerreren sual ettiler: &#8220;Neden vesika için müracaat etmiyorsun, istida vermiyorsun?&#8221; </span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Elcevap</span>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Beş altı sebep için müracaat etmiyorum ve edemiyorum</span>: </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Birincisi</span>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Ben ehl-i dünyanın dünyasına karışmadım ki, onların mahkûmu olayım, onlara müracaat edeyim. Ben kader-i İlâhînin mahkûmuyum ve ona karşı kusurum var; ona müracaat ediyorum</span>. </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">İkincisi</span>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Bu dünya çabuk tebeddül eder bir misafirhane olduğunu yakinen İmân edip bildim. Onun için, hakikî vatan değil, her yer birdir. Madem vatanımda bâki kalmayacağım; beyhude ona karşı çabalamak, oraya gitmek bir şeye yaramıyor. Madem her yer misafirhanedir; eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe dardır ve herkes düşmandır</span>.</span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Üçüncüsü</span></strong><strong>:</strong></span> <strong><span style="font-size: x-small;">Müracaat kanun dairesinde olur. Hâlbuki bu altı senedir bana karşı muamele keyfî ve fevkalkanundur. Menfiler kanunuyla bana muamele edilmedi. Hukuk-u medeniyetten ve belki hukuk-u dünyeviyeden iskat edilmiş bir tarzda bana baktılar. Bu fevkalkanun muamele edenlere kanun namına müracaat mânâsız olur</span>.</strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Dördüncüsü</span></strong><strong>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Bu sene, buranın müdürü, benim namıma, Barla&#8217;nın bir mahallesi hükmünde olan Bedre karyesinde tebdil-i hava için birkaç gün kalmaya dair müracaat etti; müsaade etmediler. </span><strong><span style="font-size: x-small;">Böyle ehemmiyetsiz bir ihtiyacıma cevab-ı red verenlere nasıl müracaat edilir? Müracaat edilse, zillet içinde faydasız bir tezellül olur</span>. </strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Beşincisi</span></strong><strong>:</strong> <strong><span style="font-size: x-small;">Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dâvâ etmek ve onlara müracaat etmek bir haksızlıktır, hakka karşı bir hürmetsizliktir. Ben bu haksızlığı ve hakka karşı hürmetsizliği irtikâp etmek istemem vesselâm</span>.</strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Altıncı sebep</span></strong><strong>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Bana karşı ehl-i dünyanın verdiği sıkıntı, siyaset için değil. Çünkü onlar da bilirler ki siyasete karışmıyorum, siyasetten kaçıyorum. Belki, bilerek veya bilmeyerek, zındıka hesabına, benim dine merbutiyetimden beni tâzip ediyorlar. Öyleyse, <strong>onlara müracaat etmek, dinden pişmanlık göstermek ve meslek-i zındıkayı okşamak demektir.</strong>Hem ben onlara müracaat ve dehalet ettikçe; âdil olan kader-i İlâhî, beni onların zalim eliyle tâzip edecektir. Çünkü onlar diyanete merbutiyetimden beni sıkıyorlar; kader ise, benim diyanette ve ihlâsta noksaniyetim var, ara sıra ehl-i dünyaya riyakârlıklarımdan için beni sıkıyor. Öyleyse, şimdilik şu sıkıntıdan kurtuluşum yok. Eğer ehl-i dünyaya müracaat etsem, kader der: &#8220;Ey riyakâr, bu müracaatın cezasını çek.&#8221; Eğer müracaat etmezsem, ehl-i dünya der: &#8220;Bizi tanımıyorsun, sıkıntıda kal</span>.&#8221;</span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">Yedinci sebep</span></strong><strong>:</strong> <span style="font-size: x-small;">Malûmdur ki, bir memurun vazifesi, heyet-i içtimaiyeye muzır eşhâsa meydan vermemek ve nâfilere yardım etmektir. Halbuki, beni nezaret altına alan memur, kabir kapısına gelen, misafir bir ihtiyar adama, </span><span style="font-size: x-small;">لا إله إلا الله</span><span style="font-size: x-small;"> &#8216;taki, imanın lâtîf bir zevkini izah ettiğim vakit, bir cürm-ü meşhut halinde beni yakalamak gibi, çok zaman yanıma gelmediği halde, o vakit güya bir kabahat işliyorum gibi yanıma geldi. İhlâsla dinleyen o biçareyi de mahrum bıraktı, beni de hiddete getirdi. Halbuki burada bazı adamlar vardı; o onlara ehemmiyet vermiyordu. Sonra, edepsizliklerde ve köydeki hayat-ı içtimaiyeye zehir verecek surette bulundukları vakit, onlara iltifat etmeye ve takdir etmeye başladı</span>. </span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="font-size: x-small;">Hem malûmdur ki, zindanda yüz cinayeti bulunan bir adam, nezarete memur zabit olsun, nefer olsun, her zaman onlarla görüşebilir. Halbuki birkaç senedir, hem âmir, hem nezarete memur hükümet-i milliyece iki mühim zat, kaç defa odamın yanından geçtikleri halde, kat&#8217;â ve asla ne benimle görüştüler ve ne de halimi sordular. Ben evvel zannettim ki, adâvetlerinden yanaşmıyorlar. Sonra tahakkuk etti ki, evhamlarından, güya ben onları yutacağım gibi kaçıyorlar! <strong>İşte şu adamlar gibi eczası ve memurları bulunan bir hükümeti hükümet diyerek merci tanıyıp müracaat etmek kâr-ı akıl değil, beyhude bir zillettir.”</strong></span></span></div>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">ila ahir.</span></div>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">16. Mektub&#8217;un Zeyli<br />
</span></div>
<div>http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=Mektubat&amp;Page=75</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=18</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Risale-i Nur’un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi&#8230;</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=13</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=13#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 22:50:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=13</guid>
		<description><![CDATA[Dini eğitimin çocukların özgürlüklerini selbettiğini düşünenleri mi dersiniz ya da Yaz Kur'an Kurslarının beşinci sınıfı bitirmeyen çocukları kaydet-e-mediğini mi bilemem ama günümüzde çocuklar sanki dinden muafmış gibi bir görüntü veriliyor.Zorunlu sekiz yıllık eğitim de işin cabası...Oysa aynı çocuklar ebeveynler tarafından evde sessisce oturmaları için saatlerce TV izlemeye yönlendiriliyor.Sonuç ne peki boş bir gençlik. Ve sonra bir daha kazanılamayan gençler..İşte bu bağlamda Risaleden bir tesbiti
dikkatlerinize sunuyorum...

Birincisi : Risale-i Nur’un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta, masum çocuklardır. Çünkü bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imani alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslamiyet ve imanın erkanlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslamiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevi fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi bela olur. Ahirette de onlara şefaatçi değil, belki davacı olur: "Neden imanımı terbiye-i İslamiye ile kurtarmadınız?"

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://2.bp.blogspot.com/_zfYCY4gSBHg/Sty6qU_2IMI/AAAAAAAAAFU/_TLP33v2LwE/s1600-h/cocuk_hastaliklari_1.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394391690036781250" class="alignleft" style="border: 0px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_zfYCY4gSBHg/Sty6qU_2IMI/AAAAAAAAAFU/_TLP33v2LwE/s320/cocuk_hastaliklari_1.jpg" border="0" alt="" width="192" height="173" /></a> <strong><em>Dini eğitimin çocukların özgürlüklerini selbettiğini düşünenleri mi dersiniz ya da Yaz Kur&#8217;an Kurslarının beşinci sınıfı bitirmeyen çocukları kaydet-e-mediğini mi bilemem ama günümüzde çocuklar sanki dinden muafmış gibi bir görüntü veriliyor.Zorunlu sekiz yıllık eğitim de işin cabası&#8230;Oysa aynı çocuklar ebeveynler tarafından evde sessisce oturmaları için saatlerce TV izlemeye yönlendiriliyor.Sonuç ne peki boş bir gençlik. Ve sonra bir daha kazanılamayan gençler..İşte bu bağlamda Risaleden bir tesbiti<br />
dikkatlerinize sunuyorum&#8230;</em></strong></div>
<div><strong><em> </em></strong><span id="more-13"></span></div>
<p>Birincisi : Risale-i Nur’un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta, masum çocuklardır. Çünkü bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imani alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslamiyet ve imanın erkanlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslamiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevi fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi bela olur. Ahirette de onlara şefaatçi değil, belki davacı olur: &#8220;Neden imanımı terbiye-i İslamiye ile kurtarmadınız?&#8221;</p>
<p>İşte bu hakikate binaen, en bahtiyar çocuklar onlardır ki, Risale-i Nur dairesine girip dünyada peder ve validesine hürmet ve hizmet ve hasenatı ile onların defter-i a maline vefatlarından sonra hasenatı yazdırmakla ve ahirette onlara derecesine göre şefaat etmekle bahtiyar evlat olurlar.<br />
Emirdağ Lahikası s:40</p>
<p><a href="http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=40">http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&amp;Book=EmirdagLahikasi&amp;Page=40</a></p>
<div><a title="Kaydı Düzenle" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6714557479529563574&amp;postID=2664038578309094398"></a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=13</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modernizmin Fırçaları</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=11</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=11#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 22:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[denemelerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[Camı açmadan önce perdeyi araladı. İlk aralaması değildi aslında perdeyi ama bu sefer perdeyi araladıktan sonra farklı bir şeyle karşılaşmıştı sanki. Hâlbuki gördükleri şeyler onca zamandır ordalarken.
Aslında D oradan hiç bakmadan önce ve D dünyaya gelmeden önce onlar o yerlerinde inşa edilmişlerdi. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/55208415ny1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-61" title="55208415ny1" src="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/55208415ny1-225x300.jpg" alt="" width="135" height="180" /></a>Camı açmadan önce perdeyi araladı. İlk aralaması değildi aslında perdeyi ama bu sefer perdeyi araladıktan sonra farklı bir şeyle karşılaşmıştı sanki. Hâlbuki gördükleri şeyler onca zamandır ordalarken.<br />
Aslında D oradan hiç bakmadan önce ve D dünyaya gelmeden önce onlar o yerlerinde inşa edilmişlerdi. Ama nasılsa bu sefer fark etmişti onları. Hep bakmıştı onlara ama sanki hiç görmemişti onları. Gördükleri, daha doğrusu; onca baktığı şey arasından dikkatini çeken iki şey: İki eski binaydı. Etrafta onca eski yapı varken neden bunları dikkate, bakmaya değer bulmuştu ki?</div>
<p><span id="more-11"></span><br />
İki binadan biri tamamen kiremitlerden yapılıydı. Diğerinin ise sadece birinci katı kiremitti. Ama ikinci katı ahşap görünüyordu, belki de ahşap kaplamaydı. D, bu iki binadan tamamen kiremit olanı erkek, ikinci katı ahşap olanı da kadına benzetiyordu. Bu benzetme için de şöyle diyordu: &#8216;Ahşap olanı belli ki eskiden baya gösterişliymiş, hem tahta taşa göre daha naziktir, bu yüzden ahşap olan kadına, tamamen kırmızı kiremitlerden yapılı olan da erkeğe benziyor.&#8217; Bu benzetmede haksız da sayılmazdı, D. Ahşap olan diğerine göre daha çabuk yenik düşmüşe benziyordu. Giriş kapısı artık kapatılıp açılmaya dayanamamış olacak ki değiştirilmiş. Yeni bir kapı bu eski binaya takılmıştı ama onca modernlik bu eski yapıda sırıtıyordu.. Ayrıca ahşap olanın çatısındaki kimi kiremitler de düşmüş, altındaki beyaz tabaka olan metal de görünüyordu. D, değiştirilen kapı için; &#8216;ihtiyar bir kadının arsızca kırmızı ruj sürmesi&#8217; olarak yorum yaparken, düşen kiremitler için de &#8216;ihtiyar bir kadının boyalı saçlarının altındaki ak saçları&#8217; diyordu.<br />
Ahşap olanın alt katı, belli ki uzun zaman önce yediği sıva; onca zamana, yağmura, yaza, kışa dayanamamıştı ki, sıvalardan yer yer kırmızı taşlar görünüyordu. Üst katındaki ahşap yapı zaten ha düştü ha düşecek hissi uyandırıyordu önünden geçenlerde ya da ona bakanlarda.<br />
Ayakları görevini gören taşlar bile ufalanmaya yüz tutmuşken, bir zamanın narin tahtaları nasıl dayanabilirlerdi ki onca zamana. D; &#8216; bu binanın birinci katı yaşlı bir kadının tutmayan ve sanki her an tekerlekli arabaya mahkûm olacak, yatağa düşecek bir ruh halini yansıtıyor. Onca yaptırdığı estetiğe rağmen&#8217; diyordu. Üst katını da yani; ahşap olan kısmı da kadının yüzü olarak insana uyarlıyordu. D: &#8216;En savunmasız ve en nazik yerlerindendir, insanın yüzü. Ve insanı en güzel veya en çirkin gösteren de yüzüdür. Ve yüzlerine bakım yapmaya en meraklı olanlar da hanımlardır. İşte bir zamanın narin ve şık ahşabı bugün kırışmış bir kadın yüzü gibi&#8217; diye tanımlamıştı D, ahşap binayı.<br />
D bütün bu tanımlamalarla yorulmuştu sanki. Bir an için soluklanmak istercesine başını camdan çevirdi ve ondan sonra fincanındaki çayı yudumladı. Etrafında gördüğü yaşlılar dururken neden bu iki binayı seçmişti ki tefekkür etmek için.<br />
Oysa daha önce beşeri yapılara basit bir beşeri sanat olarak bakıp geçerdi. Ardında sadece mimarını sanatçısını düşünürdü.Nerden çıkmıştı bu sefer bir binadan insanı tanımlamak.<br />
Tamamen kiremit olan bina diğerine oranla daha sağlam yani daha az yıpranmış olduğundan D onu erkeğe benzemişti. Zira erkekler kadınlara oranla daha güçlüydüler. Ama bu binanın da sıvaları dökülmüştü. Bu binayı da sıvalamaya başlamışlardı bugünlerde. Belki de kırmızı kiremitlerin ufalanışına şahit olmamak için sıvalıyorlardı binayı. D&#8217;nin benzetmesine göre bu erkeğe benzettiği binayı moderniteye uyum kapsamında; &#8216;modernitenin metroseksüel erkekleri&#8217; diyordu. Çünkü ahlaki yapısını kaybeden modern dünyada erkeklere de artık makyaj yapılıyordu.<br />
Bu binanın çatısındaki kiremitleri ise diğer binadaki çatıya oranla daha sağlam kalmışlardı. Renkleri değişmiş eski şekillerini nerdeyse kaybetmişlerse de daha duruyorlardı çatıda, belki de üzerlerine yağan yağmuru, karı akıtarak.<br />
D, binaların da modern insan gibi makyaj edildiğini görünce, insanın bir şeylerden kaçtığını ve üstelik bu kaçtığı şeyle hiçbir şekilde hiçbir yerde karşılaşmak istemediğini görüyordu. Beşer, kendi evinde, komşusunun evinde ya da arabasıyla bir sabah önünde geçtiği iki binada da rastlamak istemiyordu ölüme dair bir ayete. Hiçbir şey ona ölümü hatırlatmamalıydı.<br />
D şöyle dedi: &#8216;insan hiç ölmeyecekmiş gibi sarılıyor sahip olduklarına belki de sahip olduğunu zannettiklerine. Hem ölümsüz bir insan görmediğimiz halde? İnsan niye kaçıyor ki ölümden, hangi cesaretle. Ve artık eski bir binayı bile görmeye dayanamıyor, ya yıkıyor ya da modernizmin fırçalarını atıyor, unutmak için ölümü.&#8217; Bir arifin sözüyle bitirmek istedi eski iki binadan okuduğu insanın moderniteye yenikliğini ve ölüm korkusunu;<br />
&#8216;Ne korkarsın ölümden korkma ebedî varsın.&#8217;</p>
<div><a title="Kaydı Düzenle" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6714557479529563574&amp;postID=5565648521652111146"></a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=11</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Kanyon</title>
		<link>http://www.kalemlik.net/?p=8</link>
		<comments>http://www.kalemlik.net/?p=8#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 22:46:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murat doğan</dc:creator>
				<category><![CDATA[denemelerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kalemlik.net/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[Ali İbnu Ebi Tâlib (r.a) anlatıyor  Resulullah (a.s.m) buyurdular ki:      &#8220;Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok.&#8221; Tirmizi, Tıbb 1, (2037). “Büyük Kanyon” diye bir belgesel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/buyuk_kanyon_Arizona.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-65" title="buyuk_kanyon_Arizona" src="http://www.kalemlik.net/wp-content/uploads/2010/06/buyuk_kanyon_Arizona-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Ali İbnu Ebi Tâlib (r.a) anlatıyor  Resulullah (a.s.m) buyurdular ki:      &#8220;Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var<br />
amel yok.&#8221; Tirmizi, Tıbb 1, (2037).</p>
<p>“Büyük Kanyon” diye bir belgesel izledim geçtiğimiz günlerde. Büyük kanyon ile ilgili birçok bilgi veriliyordu bu belgeselde. Bu kanyonda bir de akan nehir vardı. Kanyondan ismini alan bu nehir Las Vegas dolaylarında bir çöle hayat vesilesi olmuştu.</p>
<p><span id="more-8"></span> İnsanların bu nehrin önünü kapatmasıyla, yani daha bilindik şekliyle: Baraj yapılmasıyla bu çöl artık yeşil bir alana bürünmüştü.</p>
<p>Barajın yapılıp Büyük Kanyon Nehri’nin önünün kapatılmasıyla kanyonda su seviyesi yükselmiş binlerce metrekarelik alan sular altında kalmıştı. Sular altında kalan sıradan bir toprak değildi aslında, binlerce yıllık mağaralar, mağaralarda resmedilmiş binlerce yıllık resimler yani daha doğrusu tarih, insanın tarihi sular altına gömülmüştü artık.<br />
Kanyonun bir kısmının sular altında kalmasıyla, bazı hayvanların yaşam alanları gasp edildiğinden sayıları hızla azalmıştı. Buna karşın o çöl, suya kavuşmakla yemyeşil olmuş hatta zengin kesimin uğrak yeri olmuştu. Çünkü buralarda artık golf sahaları vardı. İlk bakışta barajın yapılmasıyla göz boyayan yeşil alan setin ardında kalan çorak toprakların susuz kalmasına neden olduğu düşünülünce pekte sevimsiz görünüyordu bu yeşillik&#8230;<br />
Belgeseldeki uzman şöyle diyordu milyon ton çimento dökülen set için; “Bu nehrin önüne konulan set şimdi su kaçırıyor ve bu nehrin önünde sonsuza dek dayanamayacak ve elbet bir gün suya dayanamayıp yok olacak.”<br />
Belgeseli izledikten beş on dakika sonra, kanyon ve nehir beni farklı yerlere sürükledi doğrusu.<br />
Nehir hep kanyon boyunca devam ediyordu. Zaten bundan dolayı da ismini kanyondan alıyordu. Yani bu nehir en güzel burada akardı ve burada akmak zorundaydı. Ve aktıkça sanki tekemmül ediyordu, daha da güzelleşiyordu. Gittiği her yere beraberinde hayatı taşıyordu. Oysa baraj başka yerdeki yaşam alanını yok farz edip sadece o ana, oraya yoğunlaştırıyordu zihinleri. Oysaki bu nehir yaratıldığı günden itibaren ona öngörülen yere akıyordu ve onu yaratan onu birçok canlı için yaşam vesilesi kılıyordu. Ama baraj suniydi ve bencildi…<br />
Ve uzmanın belirttiği üzere nehir elbette bir gün aşacaktı bu seti. Aşmalıydı da aslında. Önündeki engelleri aştığında ancak bir nehir olabilecekti. Yoksa şimdi olduğu gibi bir nehir olarak değil, suni bir göl olarak anılacaktı. Ve o zaman kendisi olmaktan çıkacaktı. Yani artık o, O olmayacaktı. Oysaki akmalıydı<br />
Akmalıydı kendisi olmalıydı,<br />
Nehir olmalıydı<br />
İlk doğduğu gün gibi<br />
Kendisi olduğu gün gibi<br />
Nehir olmalıydı.<br />
Bir nehir bile kendisi olma serüvenini yaşıyordu bu kâinatta. Bir savaş veriyordu, olma kaygısı taşıyarak. O kendini kaybettiğinde, bir baraj olduğunda, geçici olarak belki bir yerlere yararı dokunuyor gibi görünüyordu ise de ama hayır, setin arkasındaki yaşamı zedeleniyordu. Burada birikirken, setin arkasını kaybediyordu. Aslında setin arkasında kaybolan yaşam değildi, diğer türler değildi, o idi. Nehrin kendisiydi kaybolan, zarar gören. Bir an önce varmalıydı yoluna.<br />
Belki yolunu şaşırabilirdi, birleri yolunu kapatmaya, yönünü değiştirmeye çalışabilirdi, ama ona verilen istidatla bunları aşabilirdi. O milyon tonluk beton yığınını aşabilirdi. Daha önce bunu başarabilen nehirler olmuştu çünkü. Doldurulan deniz sahilleri bile eski alanlarına tekrar kavuşmak için her gün dalgalarla doldurulan taşları, çakılları yalayıp ufalamaya çalışıyorlardı. Bu nehir bunu pekâlâ yapabilirdi.<br />
Aslında set artık baya bir su kaçırıyordu sağından solundan. Nehir artık zorluyordu seti.<br />
Belgeseli sonunda ne yazık ki nehrin taştığını göremedik1. Ama er geç taşacağını belgeseli izleyen herkes söyleyebilir sanırım.<br />
Aslında nehrin taşması bizim sorunumuz da değil. Set bir yönüyle dünya ile âhiret arasındaki kapıya benziyor. Ama şu var ki setin göl tarafı dünyamıza benziyor. O her gün daha çok yığınak yaptığımız dünyamıza. Ve suni yığınaklar yaptığımız dünyamıza. Buraya yaptığımız yığınak arttıkça sanki setin öbür tarafından yoksun kalıyoruz, âhiretten yoksun. Tıpkı nehrin setin diğer tarafından yoksun kalışı gibi.<br />
Set aynı zamanda nehrin bir sınavıdır aslında, başkaları tarafından konulan bir engeldir. Ve verilen kabiliyetle geçilebilinecek bir engel. Bizim için de bir yönüyle günahlara, şeytanın tuzaklarına, ezcümle sınava benziyor. Bazı zamanlar yaşadığımız duraksamalara. Ve bize verilen istidat ve dua ile aşabileceğimiz engeller. Daha önce nice sâlihin aştığı engeller misali duruyor karşımızda. Ama bu engeli aşmak için, istidatın neşvü nema bulması içinse arınmak üzere yola çıkmak lazım.<br />
Öze dönmek için, engeli aşmak lazım<br />
Fıtrata dönmek için seti aşmak lazım<br />
Tekrar yaratıldığı öze varmak için<br />
Olduğu fıtrat üzerine dönmek için<br />
Çünkü nasıl nehir kanyonda aktıkça kendisi oluyorsa, insanda fıtrat üzere gittikçe kendisi oluyor. İşte o zaman insan olabiliyor. Fıtratın çizgisinden ayrıldı mı önce kendini yok ediyor sonra canavarlaşmış bir hayvan misali etrafını da zarar veriyor.<br />
Evet, başa aldığımız hadiste de buyrulduğu üzere bugün amel işleme günü, yani seti aşma günü. Duamız hayatın her alanında karşımıza çıkan setleri Salihler misali aşmak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kalemlik.net/?feed=rss2&amp;p=8</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
